Tutkunun sonuçlarına doğru

icerikAsurlulardan, Hititlerden binlerce taş yazıt kalmasına karşılık, papirüs fazla dayanıklı olmadığından, eski Mısır’ın kitaplıklarından ve rahiplerin arşivlerinden pek az şeyler kurtulmuştur. Aradan geçen yüzyıllar, savaşlar, yangınlar. Afetler ve insanlar bu hâzineleri, bu bilgi kaynaklarını silip süpürmüşlerdir. Yine de yazılar derinleştikçe ortaya çıkan veriler bilgilerimize yardımcı olmaktadır.

M.Ö. 213 yılında Çin İmparatoru Chen Hoang Ti, bilginin insanları kötülüğe ittiği inancıyla, ülkesinde bulunan bütün kitapları yaktırmıştır; tıpkı Haçlıların Trablus’ta 1109 yılında yaktıkları 100.000 el yazması gıbL
Korkunç İvan’ın esrarlı bir şekilde kaybolan, dağılan kitaplığından söz edilir. Ve dizi bunlarla tamamlanmaz. MS. 54 yılında Ermiş Paul Efes’te garip olaylar’dan söz e den el yazmalan yaktırıyor, yine Efes’te, bu defa 3. yüzyılda, putperestlerlerden kalma arşivler yok ediliyor, bir yüzyıl sonra da İmparator Diodetianus Mısır’da ele geçen bütün simya eserlerini ortadan kaldırtıyor. Yüzyıldan yüzyıla yok etme işine İmparator Theodosius’tan Büyük Şarl’a, Engizisyondan Meksika fatihlerine kadar herkes katılıyor. Her din bir önceki dinin, din! bilginin kaynaklarını ortadan kaldırıyor; 7. yüzyılda İrlandah rahipler Kelt’lerden kalma 10.000 el yazmasını ateşe veriyorlar, 13. yüzyılda Katolikler Katarların (Annmışlar’ın) kitaplarını, 1709’da ise Engizisyon Gusmao’nun bilimsel eserlerini ortadan yok ediyor.

Gide gide şu ya da bu şekilde yok edilen kaynakların tarihi yüzyılımıza kadar varıyor. Hitler’e ve alanlarda yakılan kitaplar, kadar. Böylece dünya tarihi, bilim tarihi kaçınılmaz bir kaynak eksildiği içinde araştırılıyor, karanlık dönemleri ve bilinmeyen ayrıntılarıyla yazılıyor. Bir yerden sonra tarih diye bildiğimiz şey, tanhçılenn fine sürdüğü görüşlerin tarihi oluyor.

Bu kitabın amacı bilimin bilgisizliğini belirtmek, bilimi eleştirmek değildir: Olsa olsa bazı konulardaki kaçınılmaz eksikliğini, tutuculuğunu hatırlatmaktır. Bu Kitapta bilimin henüz tatmin edici bir biçimde çözemediği çeşitli esrarlar bir araya getirilmiştir ve bunların bir nam hayal damgasını yiyebilecek türdendir. Fakat bugün hayal saydığımız şey yarının gerçeği olabilir; belki de yarının gerçeği, aynı zamanda dünün tarihi olmaktadır. İçinde bulunduğumuz yüzyıl babalarımızın, dedelerimizin hayal diye niteledikleri birçok şeyleri çok kısa bir süre içinde ve şaşırtıcı bir kolaylıkla gerçekleştirmiş ve bugün de gerçekleştirmeye devam etmektedir. Aynı şekilde ve son bir yüzyıl içinde hayal efsane gibi bilinen, hattâ hiç bilinmeyen geçmişe ait olaylar, uygarlıklar ve türlü kalıntılar keşfedilip değerlendirilmiştir.

Bu nedenlerden 20. yüzyılm inşam olağanüstü bir çağın ürünü ve tanığı olduğundan birçok konularda daha anlayışlı davranmak zorunluluğundadır; İngiliz şair ve ressamı VVilliam Bla ke’in dediği gibi “Görünüşünü hiçbir zaman değiştirmeyen İnsan, ölü bir suya benzer; düşüncenin yılanlarını doğurur Gelecek bölümlerde okur çeşitli ve değişik yorumlar ve görüşlerle karşılaşacak; kimini gülünç, imkânsız hattâ çılgınca sayıp önemsemeyecek; kiminin üzerinde ister istemez duracak, düşünecek, içinde bir acaba uyanacak ve yorumlara yeni yorum katacaktır. Varoluşumuz, tecrübelerimiz ve bilgimiz renkli, hareketli, bir o kadar da heyecan verid olaylarla dolu, durmadan değişen bir serüvendir. Hem öylesine bir serüven ki buna katılmamak
durmuştur. Ancak başlangıçtaönemlı olan, ou uçan mineleri kabul etmek ya da etmemek değildir: Önemli olan,bunu çağdaş insanı yafandan ilgilendiren bir mesele olarak görmektir.

Bir önceki yazım: Rüyada kabak görmek




İsim: *

Mail: *

18 + 5 = ? (İşleminin Sonucu)