TEKNOLOJİ ASİLERİ

images (2)Böyle bir ilerlemenin boyutları ve gelecekteki evrim açısından önemi onu şimdiden denetim altına almamızı gerektiriyor. Bunlardan uzak kalmak, “canları cehenneme” şeklinde düşünmek, hem bizi hem de çocuklarımızı felakete sürükleyebilir. Değişikliğin çapı, hızı, gücü, etkisinin boyutları, şimdiye dek karşılaştıklarımızın hepsinden öte. DClO’ların acıklı düşüşleri, Meksika sahili açıklarında petrolün denize dökülmesi ve benzeri daha yüzlerce korkunç teknoloji felaketleri, hafızalarımızdaki tazeliğini koruyor. Bugün karşımızda böyle felaketler bulunuyorsa, yarının çok daha güçlü teknolojilerinin geliştirilmesi ve birleştirilmesi gibi hassas bir iş, İkinci Dalga çağının da görüşlü ve bencil değerlerine bırakılabilir mi?

Gerek kapitalist, gerekse sosyalist ülkelerde, son üç asır içinde yeni teknolojilerle ilgili yükselen sorular kesinlikle çok daha basitti: Ekonomik veya askeri açıdan yararı var mı? Yeni teknolojilerin ise onlara kıyasla çok daha zorlu sınavlardan geçmesi gerekecek; ekonomik ve stratejik testlerin yanı sıra, çevresel ve toplumsal açıdan da.

Amerikan Ulusal Bilim Vakfı’na gönderilen “teknoloji ve sosyal şok” başlıklı raporun son yıllardaki teknolojik felaketler üzerindeki incelemelerini okuyunca, bunların büyük ölçüde İkinci Dalga teknolojileriyle ilgili olduğunu görüyoruz; Üçüncü Dalga teknolojileriyle değil. Bunun nedenini tahmin etmek zor değil: Üçüncü Dalga teknolojileri henüz yaygın şekilde kullanılmıyor. Büyük ü hâlâ bebeklik aşamasında. Ama uzayda savaş, genetik kaçaklar, iklimsel müdahale, ekolojik savaş, uzaktan titreşimler başlatarak depreme neden olan silahlar gibi tehlikeleri şimdiden sezmek mümkün. Yeni bir teknoloji seviyesine doğru ilerlerken, bizi bekleyen daha çok çeşitli tehlikeler olduğunu göreceğiz.

Bütün bu gerçeklerin ışığında, son yıllarda insanların teknolojiye karşı neredeyse hiç ayrım yapmadan direnmesi hiç de şaşırtıcı değil. İkinci Dalga’nın ilk aşamalarında da yeni teknolojiyi durdurma çabaları aynı şekilde görülmüştü. 1663 yılında, Londralı işçiler gelirlerini tehdit eden dokuma makinelerini yakıp yıkmışlardı. 1676 yılında, kurdele üretiminde, çalışan işçiler yine makineleri parçalamışlardı.

1710 yılında, çorap üretiminde getirilen teknolojik yenilikler tepki toplamıştı. Daha sonraları, dokumacılıkta kullanılan makinenin mucidi John Kay’in evi yakılmış, Kay İngiltere’den kaçmak zorunda bırakılmıştı. Bu protestoların en ünlüsü, 1811 yılında kendilerine “Makine Avcısı” diyen bir grup isyancının, Nottingham şehrindeki bütün dokuma makinelerini parçalamasıydı.

Yine de, makine aleyhindeki bu ilk tepkiler, saman alevi gibi parlayıp sönen olaylardı. Bir tarihçinin dediği gibi, birçok olayda asıl önemli olan makine düşmanlığı değil, acımasız bir patrona gününü gösterme girişimiydi. Okuryazarlığı olmayan, aç, yoksul ve çaresiz durumdaki işçiler, makineyi kendi varlıklarını tehdit eden bir şey olarak görmüşlerdi.




İsim: *

Mail: *

13 + 3 = ? (İşleminin Sonucu)