SQ Daima Gelişim Arayışındadır

images (1)Dünyayla ve bütün temas ettikleriyle anlamlı bir ilişki kuran, gittikçe büyüme gösteren bir varlık sergiler. Sadece hayatta kalma mücadelesi ile değil gerçek durumla da bağlantı kurarak büyür.

Genç Gandhi’nin tren istasyonunda yaşadıklarında her iki aktörü de görebiliyoruz. Önce trendeki görevli ve yolculara karşı savaşma ve kaçma tepkisi vermiş sonra da aynı tepkiyi gölgede kaybolan siyahı aile için göstermiş bir kendilik kimliği vardı. Kavga etmek istiyordu, sonra kızgınlığı başka insanlara karşı kaygı hissine, geçerli bir kavga tepkisi olabilecek duygusal bir stratejiye dönüştü. Bundan sonrasında ise SQ benliği devreye girdi. Kimliği Gandhi’yi savaşmaya ve kaçmaya yöneltirken, SQ benliği tüm bunların boş olduğunu, daha büyük başka bir gerçekliğin var olduğunu ve onu bulması gerektiğini söylüyordu. Benliğinin özünün, nedenleri araştıran, sorgulayan ve merak eden bir boşluk olduğunu fark etti. Nasıl davranacağını bilmiyor hatta kendini bile tanımıyordu ancak hissettiklerinin hayatla son derece bağlantılı olduğuna dair hiçbir şüphe yoktu.

Mevcut bir tehlikenin işarederini fark eder etmez sinir sistemimizin savaşma ve kaçma dürtüsüyle hareket ettiğini biliyoruz. Tehlikenin gerçek olmasının gerekli olmadığını da biliyoruz, sadece bizim onu gerçekmiş gibi algılamamız yeterlidir. Kimliğimiz ne kadar kemikleşmiş olursa, farklı ya da sıra dışı olan şeyleri kimliğimize yöneltilmiş bir tehdit olarak algılama olasılığımız o kadar yükselir. Yeni ve fikirlerimize uymayan şeylere karşı ne kadar hızla savaşma ve kaçma tepkisi gösterirsek, içimizdeki SQ özü o kadar az gelişir. İşte bu yeni ve sıra dışı olanla kolaylıkla iletişim kurabilecek olan zekâ SQ’dur. Kimlik ise asla değişime açık değildir.

Kimlik daha büyük gerçeğin bize ulaşmasına engel olmak için EQ ve IQ zekâmızı kullanır, her halükarda kendi devamlılığını muhafaza etmek ister. SQ benliğimizin doğal alanı olan içsel alanın farkına vardığımızda, kimliğimizin, bütün zekâ sistemlerimizi kullanarak bizi gerçek durumumuzdan nasıl uzak tuttuğunun farkına varırız. Bu gibi anlarda hiçbir şey yapmamak en etkin strateji olabilir. Kendinize biraz zaman tanırsanız yeni bir farkindalik içinize doğacaktır.

“Rahatlama” olarak karakterize ettiğimiz şey otonom sinir sisteminde savaşma ve kaçma arasında bir yerdedir. Hayatımızdaki fırtınalar dindiğinde ve kendimizi daha güvenli hissettiğimizde, her türlü kargaşadan uzaklaşıp, yiyeceğini alıp “mağarasına” sığman bir hayvan gibi geri çekiliriz. Hayvanlardaki bu durum insanlarda, kapılarını dünyaya kapayıp televizyon karşısında bir elinde kumanda diğerinde atıştırmak için abur cubur, günün bütün stres ve ağırlığından kurtulmuş hissetmek için kanepeye uzanmış bir insan figürü şeklinde karşımıza çıkar.




İsim: *

Mail: *

18 + 8 = ? (İşleminin Sonucu)