ONİKİNCİ EV

icerikNeptün, Jüpiter

Yapılanmamış, düzenlenmemiş, odaklanmamış bilinç; bilincin kendisi. Kişilik ile özdeşleşmemizi bozan olaylar ve deneyimler. Egonun ölmesi.

Kendini aşma; yaşamın iniş ve çıkışları karşısında duyulan endişelerden kurtulma. Spiritüel ve ruhsal deneyimler; meditasyon. “Allah’ın varlığı”nı veya yüksek düzeydeki bilinci hissetmek. Kişinin kendisini tanımlamasında karmaşa, şüphe, bulanıklık. Gerçeklerden kaçma; alkol, yiyecek, uyku, seks, televizyon ve diğer “uyuşturucü’larla kendini yok edici ilişkiler. Aşırı duyarlılık, zihinsel dengesizlik, şizofreni. Kronik “kötü talih”.

Hakimin karşısında duruyorsunuz. İflasınızı onaylıyor. İşiniz mahvolmuş. Yıllarca çalışmanız boşa gitmiş. Ve soma boşanma kararınızı okuyor. Evliliğiniz de ölmüş. Bitmişsiniz. Geride hiçbir şey kalmamış. Mahkeme salonundan dışarı yürüyüp, öğleden soma güneşine çıkıyorsunuz. Bütün görüntünüzle yıkılmış bir insansınız. Dünyada yeri olmayan bir fiyaskosunuz. Ağlıyor musunuz?

En yakın bara mı yöneldiniz? Öfke, nefret, acı, kendim yok etme -tüm bu reaksiyonları gösterebilirsiniz. Ama bir de farklı bir tepkiyi seçtiğinizi düşünelim. Mahkeme salonundan bir yaz öğleden somasında, bir bulut kadar hafiflemiş bir şekilde ıslık çalarak çıktığınızı düşünelim.

Bu delilik midir? İnkar veya bastırma mıdır? Belki evet. Ama belki de hayır. Bir yıl önce, yaşayan bir cehennemdiniz. Şimdi herşey geçti. Şimdi özgürsünüz. Lanet olası bir işi kurtarmak için beyhude savaşlar bitti. Aslında yıllar önce kaybettiğiniz eşinizle sonu gelmez tartışmalar ve pazarlıklar sona erdi. Hayatınızın bu tatsız sayfası artık kapandı. Şimdi “hiçbir şeyinizin” olmaması, kaybettiğiniz “bir şeyden” daha iyi. Ve bu nedenle kendinizi özgür hissediyorsunuz.

Parkta bir bank buluyorsunuz. Oturup güneşte ısınmaya başlıyorsunuz. Gözlerinizi kapayıp, her şeyi erimeye bırakıyorsunuz. Endişeleriniz, içinde bulunduğunuz koşullar, hatta benliğiniz uzaklaşıyor. Birkaç saniye, etiketler ve sorumluluklardan uzakta, sadece bilincinizi dene-yimliyorsunuz. Zihniniz boş. Benliğinizin çekirdeğinde, derin ve man-ükdışı bir yerlerde, huzuru hissediyorsunuz. Belki bir saat soma Mafioso Kardeşler iş ajansının bekleme odasında terleyeceksiniz. Ama şu anda, onikinci evin alanına girdiniz ve uygulamanız kusursuz.

Onikinci ev. Ortaçağ astrologları için Sıkıntı, Sorun Evi. Şanssızlık, hastalık, yoksulluk ve mahkumiyetin sembolü olarak düşünülmüş. Uygulamamız başarılı olsa bile, dış dünyada bu tür sıkıntılar yaratıyor. Ama bizim sıkıntıya kendimize acıyarak yanıt vermemiz gerekmiyor. Biz onu kullanabiliriz. İçe döndürebiliriz. Onu bırakabiliriz.

Bir sorunla karşılaştığımızda, hepimizin içinde bir kaçış yolu bulunur. Dünyada olduğumuz ve kendi sorumluluğumuzu yüklenmemiz gerektiği doğrudur. Ama istediğimiz anda onu bir süre için bırakabiliriz. Dikkatimizi kişiliğin dramalarmdan uzaklaştırabiliriz. Onu içimizde derinlerde bir yerde hazır bekleyen, huzur dolu bir noktaya odaklayabiliriz. Her başarılı onikinci ev uygulaması bu zihinsel devreleri harekete geçirir. Bu kaçış yoluna meditasyon diyebiliriz. Veya dua diyebiliriz. Eğer dinsel söylem bizi rahatsız ediyorsa kendi kendine hipnoz diyebiliriz. Ve bulduğumuz huzura Allah veya “özümüz” veya sadece gevşeme diyebiliriz. Sözcüklerin fazla önemli olmadığı başka bir ev yoktur.

Kaçmak bu evin başarısız kullanılmasının da temalarından birisidir. Ama şimdi kaçmak değişik bir biçim alır. Huzur aramak yerine, uyuşmanın peşine düşeriz. Kişiliğin dışına açılan pencereden atlamak yerine, orada kalır ve problemlerimizi çözmek için hiçbir şey yapmadan, katı bir şekilde, onlarla özdeşleşiriz. Geçici olarak kendi derinliklerimize çekilmek yerine, bilincimizi tamamen yok etmeye çalışırız. Onu kapatırız. Geleneksel kitaplar onikinci evi içkinin tehlikeleriyle birleştirirler. Modern kitaplar buna uyuşturucuları da ilave ederler. Ve kesinlikle haklıdırlar. Alkolikler ve uyuşturucu bağımlıları onikinci evi başarısız kullananlardır. İkisi de bilinci siler.

Ama bilince kimyasal müdahaleler bu bulanık evin tehlikelerinden sadece birisidir. Her gece, saatlerce televizyona boş boş bakan insan da kendisini uyuşturmaktadır. Aym şekilde sürekli yiyen insan veya “seksten başka birşey düşünemeyen” insan da. Herhangi bir yoğun, tekrarlayan, dürtü sonucu yapılan davranış onikinci evden başarısız geçişi desteklemektedir. Ve bu aşırı saplantılılık, tetiği çekilmiş bir soruna ilk etapta olumlu tepki vermeyi engeller. Kıpırdayamayacak kadar uyuşmuşuzdur. Deli gibi hissederiz. Bağlantılarımız kopar. İlgisiz kalırız. Aşırı durumlarda, bize şizofreni teşhisi konabilir. Ve her zaman “kötü talihimizden” şikayet ederiz.

Onikinci evdeki burçlar ve gezegenler zaman ayarlı bombalar gibidir. Fünyeleri uzun olabilir. Kısa olabilir. Ama bunları durdurmak mümkün değildir. Er veya geç, onikinci evin konuları bizi yakalarlar. Bizi tökezletirler. Bizim imkansız bir durumla karşılaşmamızı sağlarlar. Bu durum gerçekleşince ya bara gidip, bir duble ısmarlarız. Ya da kendi derinliklerimize çekilip, içimizdeki hayat, yaratıcılık ve esneklik kaynağına ulaşırız. Ve bunu hissedince, asil bir tavırla, ölmekte olan koşulların gitmesine izin veririz. Biliriz ki ortalık yatışmca, tekrar başlayabiliriz.

Bırakmak kolay değildir. Bu ölmekte olan koşullar bizim için değerlidir. Onlarla bağımız güçlüdür. Onlar dünyadaki benliğimizin temelleridir. Ama dünyadaki benliğimiz geçici bir fenomendir. Sadece bilinç ölümsüzdür. Başka bir şeyin önemi yoktur. Bunu kavraymca, Sıkıntı Evinin sıkıntıları yok olur. O aslında Bilgelik Evidir. Ve buradan geçiş sarsılmaz bir içsel uyuma geçiştir.




İsim: *

Mail: *

20 + 9 = ? (İşleminin Sonucu)