Huşay ve Davut

dort-4-element-su-toprak-hava-ates-sembolHuşay yeni görevine atanmış ve Davut yeniden yola koyulmuştu. Acaba Tanrı, Huşay’ı yollayarak dualarını cevaplamaya mı başlamıştı diye kendi kendine düşünerek yoluna devam etti. Ama Bahurim’e yaklaştıklarında ve Şimi adlı bir adam karşılarına çıkıp, Davut’u ve beraberindekileri lanetleyip, taşlamaya başladığında, Davut’un sahip olduğu küçücük ümit parıltısı da yok olmuştu. “Çekil git, ey eli kanlı, alçak adam! Rab, yerine kral olduğun Saul ailesinin dökülen kanlarının karşılığını sana verdi. Rab krallığı oğlun Avşalom’a verdi. Sen eli kanlı bir adam olduğun için bu yıkıma uğradın! diye bağırıyordu.”

Şimi’nin sözleri Davut’un yüreğini deşiyordu sanki. Adamlan bu adamın başını uçurmak istediğinde Davut onlara izin vermemişti. Belki de Rab bu adama beni lanetlemesini söylemiştir, diye düşündü Davut.
Kraliyet alayı Eriha dan geçerek, Gigal’a yaklaştı ve sonunda Ürdün Irmağı nın sığ yerinde, Davut un, Sadoktan bir haber alıncaya dek bekleyeceğini söylediği yerde durdu. Yorgun olan kral biraz dinlenmeye çekildi.
Sonunda yalnız kalmıştı, tüm acısını Rabbin önüne döktü. Şimi’nin sözleri hâlâ kulaklarında yankılanıyordu ve ona peygamber Natan’ın sözlerini hatırlatıyordu. Yıllar önce, Natan, Davut’a gelip, Batşeva ile zina dolu ilişkisi ve karısıyla birlikte olabilmek için savaş stratejisini değiştirip, Uriya’yı ölmesi için ön cepheye göndermesi hakkında konuşurken, Davut’a şöyle demişti: “Bundan böyle, kılıç senin soyundan sonsuza dek eksik olmayacak. Çünkü beni küçümsedin ve Hititli Uriya’nm karısını kendine eş olarak aldın.

Tanrı, Davut u bağışlamıştı ama kral hâlâ günahının sonuçlarına katlanıyordu ve oğullarını yetiştirmek ve disiplin etmekte başarısız olmuştu. Kendi kendine, bunun başıma geleceği önceden belliydi, ama aptal gibi oğullarımın yaşadıklarından habersiz bir şekilde yaşıyordum diye düşündü.

Artık yaptığı yanlışları değiştirmek mümkün değildi ama yine de geçmişi düşünmekten kendini alamıyordu. Davut’un kızı Tamar’a tecavüz ettiği için oğlu Ammon’u gerçekten de ciddi bir şekilde cezalandırmalıydı. Tamar, Avşalom’un kız kardeşiydi. Onu cezalandırsaydı belki Avşalom Ammonu öldürmeyecekti ve o zaman da sürgüne gitmesi gerekmeyecekti. Avşalom sürgündeyken Yoav’ı dinleyip, Avşalom u eve geri çağırmamalıydım diye düşündü. Şimdi aptallığımın karşılığını alıyorum. Kendi öz oğlum beni öldürmeye çalışıyor.

Çöle karanlık bastırırken, Davut hâlâ ağlıyordu. Bu durumda ancak Rab ona yardım edebilirdi.
“Kayam olan Tanrım, nerdesin? Beni neden unuttun?” diye Rabbe seslendi.
Davut üzüntü içinde ordan oraya dolaşıp dururken, bir geyik nehre yaklaştı. Geyik çok susamıştı ve bu nedenle etrafta bir tehlike olup olmadığına bile bakmadan kana kana su içiyordu. Davut çobanlık günlerini hatırladı. Daha önce de hayvanların bu kadar susamış olduğunu görmüştü. Zavallı geyik o kadar susamıştı ki, etrafta avcıların olup olmadığına bakmak için bile bir an durup bakmamıştı.

Geyiği izlerken Davut’un gözyaşları durmuştu. Hayvan sanki susuzluğunu hiç gideremeyecek gibi durmadan su içmeye devam ediyordu. Ben de bu geyik gibiyim, diye düşündü Davut ve sonra kelimeler ağzından dökülmeye başladı: “Geyik akarsuları nasıl özlerse, canım da seni öyle özler ey Tanrı! Canım Tanrıya, yaşayan Tanrıya susadı
Davut un yaşamına baktığımızda, zaman zaman yaşadığı depresyonun nedenlerini görebiliriz. Ama Davut’un tüm bu acılarının, yürekten gelen samimi sorularının ve yüreğini tutkulu bir şekilde dışavurmasınm içinde de, Tanrının her şeyi yoluna koyacağına dair inancını hiçbir zaman kaybetmediğini görürüz. Oğlunun elinde ölecek olsa bile, Davut hâlâ Tanrının kendisi için iyi olanı gerçekleştirdiğine ve sağlayışma güvenmekteydi.

Depresyon günümüzde önemli bir sorundur. Amerika Birleşik Devletletleri’ndeki nüfusun yüzde on kadarının belirli zamanlarda depresif hastalıklardan etkilendiği tahmin edilmektedir. Durumun değişmesi konusundaki ümit gerçek dışı göründüğünde ve kişi yaşamın daha iyi olup olmayacağını ya da normale dönüp, dönmeyeceğini merak ettiğinde bile, Hıristiyanlar karanlık melankolik dönemler geçirmekte olduklarını açıklamaktan pek hoşlanmazlar. Davut gibi büyük bir iman adamının yaşamı, herkesin, yaşamının bir noktasında, karanlık bir vadiye girdiğini bize öğretmelidir.
Ama Davut bu konudaki tek örnek değildir. ‘Süper kutsallar’ olarak adlandırabileceğimiz, depresyon ve ümitsizlik konusunda büyük mücadele etmiş kadınlar ve adamlar vardır. Aslına bakılırsa, Tanrının çağrısına karşılık veren herkes bir gün şüpheler ve sorular, zorluklar ve denenmelerle karşı karşıya kalıp, kendisini depresyonun eşiğinde belki de yaşama çaresizlikle bakma noktasında bulabilecektir.

Büyük peygamber İlyas Karmel Dağı nda Kenan tanrısı olan Baal’e tapan yüzlerce sahte peygamberi alt etmiş, ama kraliçe İzebel kendisini öldürmekle tehdit ettiğinde, çöle kaçmış ve saklanmıştır. Ümitsizlik içinde kalmıştır. “Bir gün boyunca çölde yürüdü, sonunda bir retem çalısının altına oturdu ve ölmek için dua etti: ‘Ya Rab, yeter artık, canımı al, ben atalarımdan daha iyi değilim.

Yeremya, Tanrı’nın halkının günahlarından dolayı çektiği acıdan ve itaatsizliklerinin sonucu yaklaşmakta olduğunu gördüğü yargıdan ötürü Ağlayan Peygamber olarak tanınmıştır.

Halk Yeremya’nın yaklaşmakta olan yargıyla ilgili mesajını duymak istememiştir. Halk peygamberle alay etmiş ve kral da dövülüp, hapse atılmasını buyurmuştur. Yeremya ise bütün bunlara rağmen Tanrının sözünü halka iletmeye devam etmiştir. Birçok kez yenilgiye uğrayarak geri çekilmiş ve Tanrıya bu dünyaya neden geldiğini bile sormuştur.
“Lanet olsun doğduğum güne!

Kutlu olmasın annemin beni doğurduğu gün!
Bir oğlun oldu1/ diyerek babama haber getiren, onu sevince boğan adama lanet olsun!
Rab bin acımadan yerle bir ettiği kentler gibi olsun o adam!
Sabah feryatlar, öğlen savaş naraları duysun!
Çünkü beni annemin rahminde öldürmedi;
Annem mezarım olur,
rahmi hep gebe kalırdı.
Neden ana rahminden çıktım?
Dert, üzüntü görmek,
ömrümü utanç içinde geçirmek için mi?”

Yeremya ve Rab’bin diğer hizmetkârları gibi Davut da benzer bir depresyon yaşamaktaydı. Davut’un depresyonu ve bu depresyon içinde Rab’be imanla karşılık verdiği için Rab be şükrediyorum. Tanrıya olan açlığı, ümitsizlik içinde bile, depresyon sorununa Kutsal Kitap’a uygun bir şekilde nasıl karşılık vermemiz gerektiğine dair canlı bir örnektir. Eğer Kutsal Kitap ta bu örneklere sahip olmasaydık, kolaylıkla uyuşturucu, alkol ya da dünyanın sunduğu laik ve sahte dinlere ait çözümlerin tuzağına düşmüş olabilirdik.




İsim: *

Mail: *

16 + 5 = ? (İşleminin Sonucu)