Hayatınıza Yeni Anlamlar

4209Yaptığımız çoğu şeyin anlamını yitirdiğini düşünürüz ancak ne kadar anlamsız gelse de çoğu zaman onu yapmaktan başka bir çaremiz yoktur. Özellikle stresli olduğumuz dönemlerde yaptığımız her şey gözümüze her zamankinden daha anlamsız görünecektir.

Hayatımıza yeni anlamlar getirdiğimizde ve basit olayları zevk alınır hale dönüştüren bir bakış açısına sahip olduğumuzda, işte o zaman benliğimizin varlığından söz edebiliriz. Benliğimizi bize hissettirerek yaşadıklarımıza anlam kazandıran şey ruhsal zekâdır ve SQ’muz sayesinde benliğimizi kavrarız, onu hissederiz.

İçsel benliğimiz içimizde bir yerlerde durduğu halde gündelik hayatımız içinde onu yok sayıyoruz, görmüyoruz. Akıllı veya budala olmak, duygusal veya rasyonel olmak dışarıya veya içimize bakmak arasında gidip geliriz fakat hissettiğimiz şey hayatın kendi akışının elimizden kayıp gittiğidir. Öncelikle hayatm amacının, hayatın amacını bulmak olduğunu bilmek ve bundan sonra da hayatı yaşamak olduğunu fark etmemiz gerekiyor.

Kendi hayatımdan vereceğim bir örnek ne kastettiğimi daha iyi açıklayacaktır. 14 yaşındayken annemin bir Yahudi olduğunu öğrendim. Bir gün okuldan eve döndüğümde annemi mutfakta ağlarken buldum. Babam ise onu teskin etmeye çalışıyordu. Bu durumda bir gariplik vardı çünkü bizim ailede genellikle duygular ört bas edilir, açıkça gösterilmezdi. Bu durum beni gerçekten çok üzmüştü, akşam geç vakit annem yattıktan sonra babama annemin neden bu kadar üzgün olduğunu sordum. Babam da bana annemin o gün öğleden sonra Londra’da bir Auschwitz mağduru olan kız kardeşiyle buluştuğunu ve savaşla ilgili kötü anıları yeniden hatırladığını anlattı. Annem erkek kardeşini, annesini ve babasını gaz odalarında kaybetmişti.

Aklım karmakarışık olmuştu. Ancak bu arada sabahları biz Protestan çocuklar hep birlikte ana salonda toplanırken başka özel bir odaya alınan Yahudi çocuklara karşı hissettiğim garip yakınlık duygusunun nedenini de anlamıştım. Kütüphanede savaşla, toplama kamplarıyla, Yahudilerin yaşadığı sıkıntılarla ilgili ne kadar kitap varsa aldım. Her akşam yatağımda oturdum ve isimlerini artık ezberleyip her gün kendi kendime tekrar etmeye başladığım kamplarda, açlıkla mücadele eden çocukların resimlerine baktım: Auswitchz, Birkenau, Treblinka, Buchenwald…

Bunların yaşanmış olabileceğine inanamıyordum, tek bildiğim ise böyle bir olayın asla bir daha tekrarlanmaması gerektiğiydi.

Büyüdüm ve savaşa karşı düşmanlık besleyen, bir kimlik sahibi oldum. O zaman şunu anlamaya başladım: 14 yaşındayken beni derinden etkileyen / benim içinde canlanan temel konular “20” yıl sonra, ben aktif olarak “bir fark yaratma” yolunu seçtiğimde, yine içimde uyanan konularla bir ve aynıydı. Zaman içerisinde ne kadar kötü, özensiz ve her şeye yabancı hale geldiğimi düşününce ağladım; ve gerçekte bunun tam da böyle olmasınm gerektiğini hissettim.”
Gerçek şu ki pek çoğumuz genellikle neyi neden yaptığımızın farkında değiliz ve bu farkında olmama durumundan da mutluluk duyuyoruz.

Bizi gerileten davranışlarımızı açıklamak ve haklı çıkarmak konusunda çok başarılı olabilmemize rağmen, gelişmekte olan bir benlik duygusunun rehberliğinde daha yüksek amaçlara yönelik davranışlarda bulunmak konusunda hiç de öyle bilinçli bir yaklaşım sergilemiyoruz. Bu örnekte üç aşamada kendi gerçek durumumu gördüm: Derinlerdeki çocukluk bilgim, Kaybolmuş ve kaygısız hissettiğim ergenlik dönemim ve Gerçek durumumu nihayete erdiren yetişkinliğe yeniden bağlanışım… DanimarkalI filozof Kierkegaard şöyle der: “Hayatı anlayabilmek için geriye bakmak ancak hayatı ileriye dönük yaşamak gerek.” Ruhsal zekâ belki de Kierkegaard’ın ikilemine bir çözüm getirebilir.



  1. hafize dedi ki:

    bu yıl üniversiteye gidecekmiyim


İsim: *

Mail: *

18 + 8 = ? (İşleminin Sonucu)