Evrimi Pürüzsüz Bir Süreç Olarak Görmek

Evrimi pürüzsüz bir süreç olarak görmek yerine, bugün birçok bilim adamı ve arkeolog evrim kayıtlarındaki çok yönlü kollarda karşımıza çıkan “boşluk” ve “sıçramaları” açıklayabilmek için “felaket teorileri”ne dayanıyorlar. Diğerleri, küçük değişimlerin ani yapısal değişimlerle desteklenerek büyümüş olabileceklerini düşünerek bu konuda araştırmalar yapıyorlar. Isınan tartışmalar, bilim dünyasını bu fikirlerin her birinde parçalıyor ve zıt görüş gruplarına ayırıyor.

Ama bütün bu tartışmalar, tarihin akışını değiştiren tek bir gerçeğin yanında sönük kalıyor.
1953 yılında İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi’nde genç bir biyolog, James Watson tek başında Eagle Pub’da otururken, meslektaşı Francis Crick heyecanla içeri girdi ve etraftaki herkese “yaşamın sırrını bulduklarını” duyurdu. Bu doğruydu. Watson ve Crick, DNA’nın yapısını keşfetmişlerdi.

1957 yılında, Üçüncü Dalga ilk etkilerini hissettirirken, Dr. Arthur Kornberg, DNA’nın kendini nasıl kopyaladığını öğrendi. O zamandan beri, popüler bir özetin belirttiği gibi, şunlar oldu: “DNA’nın şifresini kırdık… DNA’nın bilgileri hücrelere nasıl aktardığını öğrendik… Genetik fonksiyonlarını çözmek için kromozomları analiz ettik… Bir hücreyi sentezledik… İki farklı türden hücreleri birleştirdik… Saf insan genlerini izole ettik… Genlerin haritasını çıkardık… Bir geni sentezledik… Bir hücrenin kalıtsallığını değiştirdik.” Bugün dünyanın her yerindeki laboratuarlarda genetik mühendisler tamamen yeni canlı formları üretebiliyorlar. Evrimin kendisini çoktan geride bıraktılar bile.

İkinci Dalga düşünürleri, insan türünü uzun bir evrim sürecinin son noktası olarak görüyorlardı; Üçüncü Dalga düşünürleri ise, evrimin tasarımcıları olabileceğimiz gerçeğiyle yüzleşiyorlar. Evrim bir daha asla aynı olmayacak.

Doğa kavramı gibi, evrim de belirgin bir şekilde yeniden kavramsallaştırılıyor.

h




İsim: *

Mail: *

17 + 4 = ? (İşleminin Sonucu)