Esenlik ve Huzur Arayışının Hikayesi

ncgr-sertifikali-astrolog-duygu-alkan-dan-kisiye-ozel-astroloji-yorumlari_507946154edba_0Tanrının Bizi Yabancı Topraklara Girmeye Çağırdığı Zamanlar ‘Anne, beni görmek istemişsin.” Batşeva, oğlunun seslenişiyle, alçak duvarın üzerinden Davut un Şehrine doğru bakıp durduğu yerden başını çevirdi. Oğlunu gördüğünde yüreği gururla dolmuştu, çok asil görünüyordu. Belli etmemeye çalışsa da, biraz sabırsız görünüyor, diye düşündü içinden.

“Geldiğin için teşekkür ederim. Bugün birçok sorumluluğun olduğunu biliyorum.”
Süleyman annesinin ellerini tuttu ve yanaklarından öptü. “Evet, doğru. Ama bilge bir kral bir keresinde anneme itaat etmemi söylemişti” dedi.

Kadın gülümsedi ve eliyle, küçük ama lüks yatak odasının bir duvarını boydan boya kaplayan kanepeyi işaret etti. “Lütfen otur” dedi. Süleyman uzun bir konuşma yapmak için oturmak istemediğinden dolayı, oturup oturmamak konusunda bir an kararsız kalsa da, sonunda oturdu. Annesi de oturdu. “Sana bir hediyem var. Babanın sahip olmanı istediği bir şey bu.”

Kadın yakındaki bir masaya yönelirken sözlerine devam etti. ‘Bunu sana uzun yıllar önce vermem gerekirdi ama Davut’ un ölümünden dolayı o kadar acı çekiyordum ki bunu tamamen unutmuştum. Çok sonraları eşyalarım arasında durduğunu fark ettim. O zaman sana verecektim ama bazı nedenlerle biraz daha tutmak istedim. Ondan geriye kalan o kadar az şey vardı ki.”
Süleyman annesinin eline uzanıp, elini sıktı ve “Bu gizemli hediye nedir anne?” diye sordu heyecanla.
“Baban, Davut’a ait olan bir şey, bana emanet ettiği bir şey. Bu şeyi onun bulduğu kadar değerli görmeyip, aptalca bulmandan korkuyordum.”
Batşeva oğlunun elini bıraktı ve masanın üzerinde duran güzel bir şekilde dikilmiş olan deri torbaya uzandı. Onu nazikçe, neredeyse saygıyla eline aldı.
“Bir çobanın torbası’’ dedi Süleyman yavaşça, “Babam bana neden bir çoban torbası bırakmış olsun ki?”
“Bu torbanın içindekine sahip olmanı istedi. ‘Süleyman kral olduğunda, onun buna sahip olmasını istiyorum, böylece her zaman bu olayı hatırlayacak’ demişti.”
Batşeva bunları söyledikten sonra sustu, torbanın bağlannı çözdü ve içindekini dışarıya çıkarttı. Torbanın içinden küçük avucunu tamamen dolduran yuvarlak tek bir taş çıkmıştı. Bunu Süleymana uzattı.

Taşa baktıkça Süleyman durumu kavramaya başlamıştı. “Bu o taş mı?”
“Hayır, bu, Golyat’ı öldüren taş değil. Bu, babanın kullanmasına gerek kalmayan torbasındaki dört taştan biri.” Kadın bu hediyenin oğlunu oldukça duygulandırdığını görüyordu.
“Bana sapan kullanmayı öğretmeye çalışmıştı” dedi Süleyman “Ama onun kadar başarılı olamıyordum. Buna rağmen doğru taşı seçmekle ilgili söylediklerini hâlâ hatırlıyorum. Çok küçük olmamalıydı yoksa pek bir etki yapamazdı. Çok büyük de olmamalıydı yoksa yeterince güçlü fırlatmak için çok ağır olurdu.’

Batşeva bu taşın Davut için önemi hakkındaki açıklamasına devam etti: “Filistinliyi öldürdükten sonra kopan bağırış çağırış içinde Davut torbasındaki taşları pek umursamamış. Ama bir şekilde bu taşlardan birisini alıp, anı olarak saklamaya karar vermiş. ‘Gücüm Rab’be olan sadakatimden geldi ve birkaç kez bunu unutup, kendi yoluma devam ettim, neredeyse her şeyimi kaybediyordum’ demişti.”

‘‘Bunları söylerken benden söz ediyordu biliyorsun ben gerçekten de neredeyse onun her şeyine mal olmuştum” dedi yumuşak bir sesle. Bu düşüncede takılıp kalmadı, çok şükür ki işlemiş oldukları günah ona artık eskisi kadar acı vermiyordu.

“Bana Golyat’ın hikâyesini defalarca anlattı” dedi Süleyman, “Golyat’a ne dediğini hâlâ hatırlıyorum: “Bugün Rab seni benim elime teslim edecek. Seni vurup başını gövdenden ayıracağım. Bugün Filistli askerlerin leşlerini gökteki kuşlarla yerdeki hayvanlara yem edeceğim. Böylece bütün dünya İsrail’de Tanrının var olduğunu anlayacak.”1
Bunları söylerken Süleyman aynı babası gibi görünmüştü, Batşeva’mn gözleri yaşla dolmuştu. “Bunu senden saklamamalıydım, ama bunu şimdi vermek içinde bulunduğumuz şu ana çok daha uygun oldu. Babanın hayalini gerçekleştirip, Rab be bir ev inşa ettin. Tanrı yı bu şekilde onurlandırmak babanın yüreğinin en büyük arzusuydu. Bu taş da sana babanı hatırlatsın ve en önemlisi Rab’den gelen gücü hatırlatsın. Kendi gücünle yapabileceğin hiçbir şey Rab’be sadık kaldığında O nun sana vereceği zaferlere eşit olamaz.”

Kral annesinin odasından çıkarken, Batşeva, Süleyman’ın arzularının onu Rab’den uzaklaştırmaması ve babası Davut gibi yüreği Rab’be yakın bir adam olması için dua etti.
O öğleden sonra, kâhinler Antlaşma Sandığı nı kutsal yere taşırken, Batşeva tapmmacılarla birlikte dış avluda özel bir yerde duruyordu. Kâhinler En Kutsal Yer den çekildikten sonra, Rab’bin görkemi bir bulut gibi geldi ve tapmağı doldurdu. Tanrının varlığı öyle güçlüydü ki, kâhinler görevlerini yapamaz olmuşlardı.

Sonunda kral ayağa kalkıp, topluluğu bereketledi. “Babam men unutmuştum. Çok sonraları eşyalarım arasında durduğunu fark ettim. O zaman sana verecektim ama bazı nedenlerle biraz daha tutmak istedim. Ondan geriye kalan o kadar az şey vardı ki.”
Süleyman annesinin eline uzanıp, elini sıktı ve “Bu gizemli hediye nedir anne?” diye sordu heyecanla.
“Baban, Davut’a ait olan bir şey, bana emanet ettiği bir şey. Bu şeyi onun bulduğu kadar değerli görmeyip, aptalca bulmandan korkuyordum.”
Batşeva oğlunun elini bıraktı ve masanın üzerinde duran güzel bir şekilde dikilmiş olan deri torbaya uzandı. Onu nazikçe, neredeyse saygıyla eline aldı.
“Bir çobanın torbası” dedi Süleyman yavaşça, “Babam bana neden bir çoban torbası bırakmış olsun ki?”
“Bu torbanın içindekine sahip olmam istedi. ‘Süleyman kral olduğunda, onun buna sahip olmasını istiyorum, böylece her zaman bu olayı hatırlayacak’ demişti.”
Batşeva bunları söyledikten sonra sustu, torbanın bağlannı çözdü ve içindekini dışarıya çıkarttı. Torbanın içinden küçük avucunu tamamen dolduran yuvarlak tek bir taş çıkmıştı. Bunu Süleymana uzattı.
Taşa baktıkça Süleyman durumu kavramaya başlamıştı. “Bu o taş mı?”
“Hayır, bu, Golyat’ı öldüren taş değil. Bu, babanın kullanmasına gerek kalmayan torbasındaki dört taştan biri.” Kadın bu hediyenin oğlunu oldukça duygulandırdığını görüyordu.

“Bana sapan kullanmayı öğretmeye çalışmıştı” dedi Süleyman “Ama onun kadar başarılı olamıyordum. Buna rağmen doğru taşı seçmekle ilgili söylediklerini hâlâ hatırlıyorum. Çok küçük olmamalıydı yoksa pek bir etki yapamazdı. Çok büyük de olmamalıydı yoksa yeterince güçlü fırlatmak için çok ağır olurdu.’
Batşeva bu taşın Davut için önemi hakkındaki açıklamasına devam etti: “Filistinliyi öldürdükten sonra kopan bağırış
Davııt a verdiği sözü tutan İsrail’in Tanrısı Rab’be övgüler olsun! Rab demişti ki, Halkım İsrail’i Mısır’dan çıkardığım günden bu yana, içinde bulunacağım bir tapmak yaptırmak için İsrail oymaklarına ait kentlerden hiçbirini seçmedim. Ancak halkım İsrail’i yönetmesi için Davut’u seçtim. Babam Davut fsral’in Tanrısı Rab’bin adına bir tapmak yapmayı yürekten istiyordu. Ama Rab babam Davut’a, ‘Adıma bir tapınak yapmaya yürekten istemen iyi bir şey dedi. Rab verdiği sözü yerine getirdi. Rab’bin sözü uyarınca, babam Davut’tan sonra İsrail tahtına ben geçtim ve İsrail’in Tanrısı Rab’bin adına tapmağı ben yaptırdım.”

Süleyman’ın tapınağın adanmasında yaptığı konuşma Tanrı’ nın sadakatine bir övgüdür. Tanrı sadece halkını kölelikten kurtarmamış, onlara bal ve süt akan Vaat Edilmiş Diyarı vermiştir. Davut’un oğlu, İsrail’in üçüncü kralı olan Süleyman’a da, Tanrı ya kurbanlar sunularak tapınılacak olan Yeruşalim de bir tapmak yapma görevini vermiştir.
Bununla birlikte, Süleyman’ın krallık ettiği dönemin İsrail tarihinde insanların kendi topraklarıyla ilgilenip, esenlik içinde oldukları ve sağlam sınırların olduğu nadir dönemlerden biri olduğunu da akılda tutmak gerekir. Süleyman’ın oğlu Rehavam babasından sonra kral olacaktı ama politik bir tartışma yaşandı. Yerovam, Rehavam’a karşı bir plan kurdu ve kuzeydeki oymakları yönetimi altına almayı başararak kendi krallığını kurdu. Bundan sonra kuzey krallığı İsrail ile güney krallığı Yahuda belli bir dönem birbirleriyle savaş etti. İki krallık da Tanrıyı terk ederek, putlara taptı ve sonunda iki krallık da kendi topraklarından sürgün edildi.

İsrail tarihinin bu bölümünü özellikle burada ele aldım çünkü burada önemli bir noktayı vurgulamak istiyorum. Eski Antlaşma nın çoğunda Tanrının halkının kendi topraklarından alınıp götürülerek, sürgün edildiğini görüyoruz. İbrahim, Tanrı kendisini yabancı bir toprağa gitmesi için çağırdığında Ur daki evini terk etmiştir. İbrahim’in oğlu, vaat çocuğu olan İshak, Tanrının İbrahim’e vermiş olduğu ve soyundan büyük bir ulus yaratacağı sözünün gerçekleştiğini göremeden ölmüştür. İshak’ın oğlu, on iki oymağın babası olan Yakup, yaşamakta olduğu diyara kıtlık geldiğinde ailesiyle birlikte göçmüş ve Mısır’da yerleşmiştir.




İsim: *

Mail: *

19 + 6 = ? (İşleminin Sonucu)