Deney tüpündeki hayat: bir esrar

Yengec-Burcu-Temmuz-Ayi-YorumlariAmerikalı uzay bilim yazan Ray Bradbury’nin dediği gibi:

“Deney tüpündeki hayat: bir esrar. Yeryüzündeki hayat bir esrar.

İnsanlığın tarihinde hâlâ açıklanmayan boşluklar, eksiklikler vardır Bilimsel öğretilere uymayan fosiller, dev iskeletler, mezarlar bulunuyor; kökenleri kesinlikle belli olmayan eski uygarlıkların kalıntılarında, bu uygarlıkların bilinen evrim süreciyle çelişen aletlere, izlere rastlanılıyor; benzer uygarlıklarda, insan gücünü ve o çağın imkânlarını aşan çalışmalar inceleniyor (görkemli şehirler, tapınaklar, kaleler, heykeller vjJ ve bunları örten esrar perdesi bütünüyle kalkmıyor.

İnsanlar yıllardan beri efsaneleri, mitostan bir çıkış noktası sayıp kayıp ülkeleri, kayıp uygarlıkları araştırıyorlar. Bu arayış bilinen, yine de değişik bir açıdan yorumlanan olaylarla destekleniyor ve ortaya düşündürücü, kuşku yaratın durumlar, rastlantılar çıkıyor. Rastlantıların çoğalması, paralel durumların artması yeni varsayımlara yol açıyor. Bir yerden sonra mitoslar, ütopyalar birbirine karışıyor, tek bir zincirin parçalan haline geliyor.

A. Tokatlı:

“Eski büyük uygarlıklar konutunda ketin olarak söyleyebileceğimiz tek şey,” diyor, bugüne kadar bu a 1 andaki araştırmaların modem Batı uygarlığını tek mümkün teknik uygarlık diye kabul eden kimseler tarafından yapıldığıdır. Bu temel inançla yola çıkan araştırıcılar, problemi çözebilmek için, pek tabii olarak, ya işin içine Tanrıyı katmış ya da hangi amaca hizmet ettiği bilinmez dev çapta bir karınca çabası hayal etmeye koyulmuşlar! ır.”

Güney Amerika’da onbinlerco yıl önce yaşamış bir uygarlığa ait bir ayrıntı, aynı biçimde Asya’da, Yakındoğu’da Mısır da ortaya çıkıyor Ayrıntılardaki ben yalnız inançlıda değil sanat eserlerinde, mimari biçimlerde görülüyor. Mitoslardaki paralel olayları, Jung’u İzleyerek, kollektif bilinçaltına bağlayacaksak mağara resimlerindeki, heykellerdeki yapılardaki benzer yünleri, kıtalan ve çağlan aşarak, ney, kime bağlayabiliriz?

Bir yerden sonra bilimin kendisi bile, varsayımlın yardımıyle, gerçek gibi bilinenleri bir yana itip hayalî gibi görünen bir çözüm yoluna yöneliyor. Bazen mantık her şeyi çözüyor, çözer gibi oluyor, bazen bilim ağırlığını koyarak, kuşkulan dindiriyor, bazen de yeni kuşkular uyandmyor; birden, yeni bir keşif, bir yorum, bir ihtimal, bir olay binayı temellerinden sarsıyor.

Hayal, mitos, efsane, destan, kutsal inanç bir gerçekten türemedir. Ola ki bu gerçek bugün kayıptır, ola kı bu gerçek artık bizim için gerçek sayılmıyor; belirli örnekler vermek, mitosları mantıcın ışığında, araştırmanın tecrübesiyle açıklamak mümkündür. Mitos sözcüğünün geleneksel tanımlamasında gerçek olarun bir yeri yoktur. Bir bütün olarak mitoslar din ve inanç kavramlarının basitleştirilmiş görüntüleri oluyor. Aslında mitosun kökeni bir inanç olduğu kadar, toplumsal bir değişiklik, tarihi bir olay ya da zamanla gerçek şeklini yitirmiş başka bir olay da olabilir.

Mitoslar evrenin, yeryüzünün, İnsanın yaratılışından söz eder; tarihöncesi çağlarda yer alan Jeolojik olayları açıklar (Tayfun); anaerkil düzenden ataerkil düzene geçişi anlatır; tarihi bir olayı mitolojik bir çerçevenin içine yerleştirir (Tnıva savaşı); gerçeğe hayal damgasını vurdurtur, anaerkil bir düzen süren harhangi bir savaşçı kadın topluluğu Amazonlara örnek teşkil eder, binici bir toplum, yan İnsan, yan at şeklindeki Kentaurlan doğurur.

Örnekler, en basitinden kjrmapgma kadar ama, önemli olan örneklerden çok yorum Şeklidir.

Mitosların gerçek bir nedene bağlı olduklarını kabul edersek bu, önceki bölümlerde sıraladığımız olaylarla ilgili ne gibi bir anahtar getirebilir? Başka bir deyimle, mitosların ışığı altında belirli olayinn birbirine nasıl bağlarız?

Çok kolay ve basit bir noktadan hareket edelim:

1) Mitoslardaki Uçan Araçlar / Kimliği Bilinmeyen Uçan Nesneler;

2) Uzaydan gelen Tannlar / Uzay ziyaretçileri;

3) Kökeni bilinmeyen uygarlıklar (Kayıp ülkeler.

Basit, hayalî görünen bu bağlantılar aslında sorunları bir kat daha karıştırmaktadır. Öyle ki, uçta sayılan bazı batılı yorumcularının yaptığı gibi, bu tür paralelliklerin ışığı altında Tiahuanako şehri ya da Devlerin ve Uzay Yaratıklarının eseri; Nazka çizgileri Uçan Daireler için düşünülmüş bir özel havaalanı; Mısırlılar da Atlantlann torunları olur…

Bu tür yorum hayalleri gerçeğe bağlamak değil, hayalleri ve mitosları gerçek sayıp bunlara başka hayaller eklemek.

Her olayda, her sorunun cevaplandırılmasında bir kuşku payı kalır. Kuşku payı bir gerçeği değil bir ihtimali doğurur ya da varolan bir ihtimali besler. Sözgelişi, Vimanalan Uçan Dairelere bağlamak hem ulusal Hint destanına, hem Kimliği Bilinmeyen Uçan Nesnelere bir gerçek payı getirebilir, hem de Einstein’ın: “Uçan Daireler, binlerce yıl önce dünyadan göç eden bir ulus tarafından yönetiliyor. Bu ulus kaynaklarına dönüyor,” sözünü de doğnıluyabilir. Doğrulayabilir diyoruz ama e fimizdeki unsurları yalnız mantıki açıdan Ur gelişimle j bağlıyoruz; bir destanı, o çağın bir esrarını, bir bSim’adamının afin bir görüşüne bağlıyoruz. Vardığımız sonuç gerçek mi. kullandığımız ma Izeme gerçek mi?




İsim: *

Mail: *

17 + 4 = ? (İşleminin Sonucu)