BREMEN MIZIKACISI’NIN GİT-GELLERİ

icerikBora SARI

Bizim Bremen Mızıkacısı, Cumhuriyet Kitap Klübünün 1998 sonbaharında düzenlediği, Ayla Algan tarafından yönetilen bir drama atölyesine katılmış. Orada Ayla Algan, yaratıcılıktan söz ediyormuş. Önce “reel ortamı” tanımlamış: Bu masa, bu sandalye, ben burada oturuyorum, müziği ve sizi duyabiliyorum, elime bu sabah iğne battı hâlâ acıyor… Bir de “irreel ortamı”: Bütün bu reel olanların üzerinde, orada artık ne masanın masa, ne de sandalyenin sandalye olmadığı, konuşanın ne sen, ne de ben olmadığım, elimin acısını hisetmediğim, çocuğumun içerden seslenmesini duymadığım bir üst ortam… “Eserim” diyebileceğimiz sözleri, şarkıları, resimleri falan o irreel ortamda, o konsantrasyonun doruklarında ortaya koyarız. Sonra reel ortama dönüp, eserimize bakınca “Yahu, bu lafı ben mi etmişim?” diye hayret eder, inanmayız.

Başka bir gün, gene Cumhuriyet Kitap Klübünün aynı salonunda, Mart 1999’da, Ressam Nesrin Bal’m resim sergisini geziyor. Aman aman… Yani parmaklarınızın araşma şöyle 8-9 tane resim fırçası takın ve tuvalinizi tüm fırçalar ile farklı renklerde bir süre boyaym. Ortaya “soyut sanat” çıkacak, haberiniz olsun! Bizimki, uzun uzun resimlere bakıyor ve malesef hiç bir şey anlamıyor. Bu arada da, Nesrin Bal kenarda bir masada oturuyor. Dayanamayıp, yanına gidiyor ve ıkına sıkına soruyor:

Bir de “irreel ortamı”: Bütün bu reel olanların üzerinde, orada artık ne masanın masa, ne de sandalyenin sandalye olmadığı, konuşarun ne sen, ne de ben olmadığım, elimin acısını hisetmediğim, çocuğumun içerden seslenmesini duymadığım bir üst ortam…

“Burada, bunda, şunda ne anlatmak istiyorsunuz?”

“Bu resmin adı ‘Kıskançlık’, şununki ‘Bireycilik’, onunki ‘Ben Nereye Gidiyorum’. Nasıl, isimler ile resimler arasmda bağ kurabildiniz mi?”

“Evet.”

“Sanırım ‘soyut sanat’ ile aranızda problemler var.”

“Evet.”

“Çok doğal. Bu sistemde, bu şartlanmalar, baskılar altmda, bu eğitim sisteminde, çok doğal. Ben bu resimleri nasıl ortaya çıkarıyorum, biliyor musunuz? Bir süre elimi fırçaya, tuvale sürmüyorum. Doluyorum o ara… Sonra bir gün, bir an geliyor ve öyle kopuyorum, öyle uçuyorum, konsantrasyonum öyle yükseliyor ki, o duygu yoğunluğunda bu tablo gözümün önüne geliyor ve gördüğüm o resmi hemen tuvalde oluşturmaya çalışıyorum. Öyle bir çaba ki o, ben boya olup tuvale yapışmak istiyorum.”

Bizimki, bunları dinlerken, Nesrin Bal’m karşısındaki sandalyeye çöküyor. Uzun bir sohbet başlıyor. Arkadaş oluyorlar. Nesrin Bal onu, daha sonraki sergilerine davet ediyor. Karşılaşınca sıcak sıcak kucaklaşıyorlar.

Bizim Bremen Mızıkacısı bu iki anısını bir başka dostu Fatsalı Ayşe’ye anlatıyor. Hayata dair keşfettiği doğruların bir çoğu gibi, başka birini de bir başka dost sohbetinde keşfediyor:

“Eskiden ‘Doğayı, çiçekleri, böcekleri, insanları çok severim,’ diyenleri hep küçümser, ‘İnsanı, mayasmdaki bencilliğinden/açlığından dolayı sevmiyorum,’ derdim. Artık, ‘bu sistemin yarattığı insanı sevmiyorum,’ diyorum. Bu aile, eğitim-öğretim, devlet, toplum, dünya sisteminin yarattığı, şekillendirdiği, yonttuğu, karşılaştırdığı insanı sevmiyorum. ‘Doğanın yarattığı’ insanın, aslmda o esas insanın, ne kadar müstesna, ne kadar üstün olduğunu kabul ediyorum. Ömrümüz geçiyor da ne olduğumuzu, nelere sahip olduğumuzu bilemeden, bulamadan ölüp gidiyoruz.”

Fatsalı Ayşe de CTV’de izlediği Ustaca adlı programdaki sohbeti anlatıyor. Konuşmacılardan biri, aşkın, sevgililik halinin, bu dünya-

nın (reel ortamın) işi olmadığını, daha üst a şamalar m, üst seviyenin (irreel ortamın) işi olduğunu söylemiş. Aşkın gözü kördür ya, aşık olduğumuz insan için, aşkımız bittiğinde, “Bu çipil gözlünün nesini beğenmişim?” deriz. Atilla İlhan bir şiirinde: “Ne kadınlar sevdim / Aslında yoktular/Çün-kü umuttular…” diyor.

İşte, aşk veya sevgililik veya bir başka öğrenme, düşünme, anlama, yaratma, üretme, paylaşma sürecindeki o irreel-reel git-gelleri, “yaşamak” değil de, nedir?

“Yaşamımızı oluşturan bilincimiz değil, bilincimizi oluşturan yaşamımızdır aslmda.”

O halde, gidip gelmeye devam…

Bora San, 1969 İstanbul doğumluur. Bilkent Üniversitesi İşletme Bölümü 1991 mezunudur. 1991-1994 yıllan arasında Procter &c Gamble Satış bölümünde, 1995’de kongre organizasyon hizmetleri veren Kongre-sist’de çeşitli görevler almıştır. 1995 sonbaharından 1999 ilkbaharına kadar, Rota Yönetim Geliştirme Hiz-metleri’nin Toplantı Organizasyon bölümünde çalışmış, Haziran 1999’da organizasyon hizmetleri veren Orkestral İletişim Turizm Org. Hiz. ve Tic. Ltd. Şti.’ni kurmuştur ve proje yöneticisi olarak çalışma hayatına Orkestral’de devam etmektedir.

Ben bu resimleri nasıl ortaya çıkarıyorum, biliyor musunuz?

Bir süre elimi Arçaya, tuvale sürmüyorum. Doluyorum o ara… Sonra bir gün, bir an geliyor ve öyle kopuyorum, öyle uçuyorum, konsantrasyonum öyle yükseliyor ki, o duygu yoğunluğunda bu tablo gözümün önüne geliyor ve gördüğüm o resmi hemen tuvalde oluşturmaya çalışıyorum. Öyle bir çaba ki o, ben boya olup tuvale yapışmak istiyorum.”




İsim: *

Mail: *

11 + 8 = ? (İşleminin Sonucu)