Birinci Evre: Doğumdan Ergenliğe

astSizin de bildiğiniz gibi bir şeyin özünü anlamak; bir soruya cevap vermek ya da yaşadığımız herhangi bir şeyi hatırlamak için EQ ve IQ’yu kullanmak demek değildir. Gerçek durumu anlamak demek; hayatın kalıcı, değişmez bağlamını kavrayabilmektir. Bu bağlamı IQ ve EQ’dan daha yüksek seviyedeki bir zekâ ile kavrayabiliriz. Bu zekâ düzeyi gerçeği daima göz önüne serer, gizli olanı açığa çıkarır ve kendini bilinir kılar. Hepimizin özünde doğuştan var olan bir şeydir bu zekâ. Önemli olan içimizdeki zekâyı serbest bırakmaktır. Onu özgür bıraktığımız takdirde Ruhsal Zekâmız, niçin dünyaya geldik, ne yapmamız gerekir ve nasıl davranmalıyız sorularına kendiliğinden cevap verecektir.

Çocukluğun dünyayı anlamaya çalışan, keşfeden, araştıran doğası gereği ruhsal zekâ merkezde yer alır. Kişi çocuklukta dünyayı tüm zekâ sistemleriyle; IQ, EQ, SQ suyla kavrar. Her üç zekâ türü de kullanıldığı için aktiftir, etkin bir gelişme seyri içindedir. Zekâların uyumlu işlemesi sayesinde çocuk genellikle içinde bulunduğu ‘o anı’ yaşar. Anı her şeyiyle hissettiği için hayatında görünmez bir bütünlük kurulur, dünyayla bir bütün olur.
Bu duyguyu çocukluğumdan çok iyi hatırlıyorum. İlkbaharın başlarıydı, okul sıramda oturuyordum. Latince dersindeydik. Alfabetik sıraya göre oturtulmuştuk ve benim şansıma soyadı ‘B’ ile başlayanlar pencere tarafındaki sıralara oturtulmuşlardı (İsmimden yana tek tali himdir bu) .

Oturduğum yerden okul bahçesini ve küçük bir koruyu görebiliyordum. O sabah güneş pırıl pırıl parlıyordu. Pencerenin kenarındaki bir çiçeğe konan kocaman bir yaban arısı dikkatimi çekti. Çiçeğin nektarını içine çekişi, bir çiçekten diğerine dans eder gibi geçişi bugün bile hala gözlerimin önündedir. Ne kadar süre onu izlediğimi hatırlamıyorum. Bildiğim tek şey sadece ve sadece o anı yaşıyor olduğumdu.

Bir çocuğun zihninde gördüğü şeyin ’ne’ olduğunu anlama, niçin bu şekilde olduğunu kavrama ve ‘nasıl’ çalıştığını keşfetme süreçleri eş zamanlı yürür. Uç zekâmın da uyum içinde işlemesi sayesinde, dünyayı o an bilge bir kavrayışla görmüştüm.

Yıllar sonra anladım ki Latince dersinden çaldığım o kıymetli anlarımda zekâ sistemlerimin bana öğrettiği şeyler son derce doğru ve anlamlıydı. Bugün diyebilirim ki o an, EQ ve IQ’mun tam olarak uyum içinde olduğu bir SQ anıydı. Daha sonra zoolog John Downer’m kitabından öğrendim ki izlemekte olduğum arı, Latince öğretmenimin tahmin bile edemeyeceği bir ders vermişti.

“Arılar elektrik yüküne karşı son derece hassas yaratıklardır. Arının bütün bedeni negatif elektrik yüklüdür, çiçeğin polenleri ise pozitif yüklüdür. Pozitif ve negatif kutupların birbirini çekmesi sayesinde çiçek, elektrik yüklü polenlerin üzerine konan arıya yapışır.
Bu polenlerini bu sayede arılara taşıtan çiçekler, ‘zıt kutuplar birbirini çeker’ yasasına müteşekkir olmalılar Zıt kutuplar birbirini çeker. Bir zaman sonra fizik dersinde bu sefer IQ’m sayesinde öğrendiğim bu muhteşem hayat kanunuyla karşılaştım. Ama o zamanki kadar etkili bir öğrenme olmamıştı. Bahsettiğim bu olay uyum içinde çalışan üç zekâ türüne bir örnektir. EQ’nun ne hissettiğini SQ ile öğreniriz ve IQ bu üç zekânın birbiriyle uyumunda ortaya çıkar, bir ömür boyu sürer ve yaşadığımız tüm tecrübelerin birbirinden ilham almasıyla yeni bir içgörüye sahip oluruz.
Bir kanun ve prensibi kuru kuruya ezberleyerek öğrenmeye çalışmaktansa onu anlamaya çalışarak kavramak daha evladır.




İsim: *

Mail: *

14 + 9 = ? (İşleminin Sonucu)