Babil de İlk Doğan Hayvanlar

ZodiacKutsal Kitap bu kardeşlerin sunularının Tanrı tarafından kabul edilip, edilmediğini nasıl anladıklarından söz etmez. Ama Kayin’in öfkelenmiş ve kıskanmış olduğuna bakarak bunu bir şekilde anlamış olduklarını bilebiliriz. “Habil de sürüsünde ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de vağh arını getirdi. Rab Habil’i ve sunusunu kabul etti. Kayin’le sunusunu ise reddetti. Kayin çok öfkelendi, suratını astı.” Tanrı Kayin’i bir şekilde uyarmış ve günahın kapıda pusuya yatmış olduğunu söylemişti. Tanrı aynı zamanda ona merhametini de sunmuş ve Kavin doğru olanı yaparsa, onu kabul edeceğini de söylemişti. Kayin ise Tanrının uyarısına kulak asmavı reddetti. Bunun yerine kardeşini kandırarak tarlaya götürdü ve orada onu öldürdü.

Bahçede işlemiş oldukları günahı saklamak için mazeretler uydurmaya çalışan Adem ve Havva nın tersine, Kayin yaptığı eylemi inkâr etmişti. Tanrı, ona kardeşini sorduğunda, bu konuda hiçbir şey bilmediğini söyleyerek kendini savunmuştu. Ceza olarak, Kayin yaşadıkları Aden’e yakın topraklardan kovulmuş ve ‘yeryüzünde aylak aylak dolaşmaya’ mahkûm edilmişti. “İşlediğin toprak bundan böyle sana ürün vermeyecek. Yeryüzünde aylak aylak dolaşacaksın.”5 Kutsal Kitap Kayin’in kaç yıl bu göçebe hayatını sürdüğünden söz etmez ama Kayin ve karısının Hanok adlı bir çocuğunun olduğundan söz eder. “Kayin karısıyla yattı. Karısı hamile kaldı ve Hanok’u doğurdu. Kayin o sırada bir kent kurmaktaydı. Kente oğlu Hanokun adını verdi.

Kutsal Kitap ta bunu açıkça görüyoruz:
“Rab baktı, yeryrüziinde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte. İnsanı yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı. ‘Yarattığım insanları, hayvanlan, sürüngenlen, kuşları yeryüzünden silip atacağım’ dedi. ‘Çünkü onları yarattığıma pişman oldum.”

Bu ne hayrete düşürücü bir cezalandırma açıklamasıdır. İnsan ve hayvan olsun, yaşayan tüm canlıların yok edilmesi! Kötülüğün Aden Bahçesi nde ilk günahla filizlenmesi ve insan eliyle inşa edilen şehirde büyümesi sonucu vardığı noktaya dikkat edin. Tanrı yine de merhametlidir. Yaratılış altıncı bölümde “Ama Nuh Rab’bin gözünde lütuf buldu.“ der.

Nuh, Adem ve Havva’nın Kavin in Habil’i öldürmesinden sonra doğan çocuğu Şitin soyundandı. Aslında Nuh, Adem’den sonra onuncu nesildi ve Kutsal Kitap’a göre Adem in 930 yaşında ölmesinden sonra ilk doğan kişiydi.

Nuh’un bir gemi inşa etmesi, ailesi ve dünyadaki her hayvandan bir çiftle birlikte gemiye binmesi hikâyesini hepimiz bir ölçüde biliriz. Tanrı insanlığın kötülüğünü yargıladığında, Kendisine sadık kalan halkından bir bakiye ayırmış ve hatta hayvanlara bile lütfetmiştir.

Dünyadaki insan nüfusunun büyük çoğunluğu Nuh Tufanı sonucu dünyadan silindiğinde, Nuh’un soyu dünyayı doldurmaya başlamıştır. Ama insanlar yine doğalarında aynı kaldıkları için, deneyimledikleri esenlik, rahatlık ve tatmin uzun sürmemiş, birkaç nesil sonra yine Tanrı ya kendi yöntemlerine göre yaklaşmaya başlamışlardır. Bir sonraki bölümde, bir adamın gökyüzüne ulaşan bir kule dikip, ün kazanmak konusundaki isteğinin nasıl bir felaketle sonuçlandığım inceleyeceğiz.

Proje sorumlusu saygıyla krala yaklaştı, kral da bu iri yarı adama ismiyle hitap etti. Nemrut daha önceki deneyimlerinden dolayı bu projeden sorumlu olması için bu adamı seçmişti, adamın zorlayıcı tavrını da takdir ediyordu.

Adam krala, “Büyük kral alçakgönüllü hizmetkârını şımartıyor, baş mimar ve astrologları da bize katılmaları için davet ettim, size iyi haberlerimiz var majesteleri” dedi.

Başmimar, astrologla ve proje sorumlusuyla samimi bir tavırla iş hakkında konuşmaya başladılarsa da, kralın onların sundukları uzun açıklamaları dinlemek istememesi ve projeyi daha önce belirlenen zamanda bitirmek için yapmaları gereken planların detayları konusunda ısrarcı davranmasıyla konuşmalar kısa sürede hararetli tartışmaya dönüşmüştü.
Nemrut “Bana iyi haberler vereceğinize söz vermiştiniz ama şu ana kadar mazeretten başka bir şey duyamadım” diye şikâyette bulundu.

Proje sorumlusu bir hareketle diğerlerini susturdu ve planlarını anahatlarıvla anlatmaya başladı. “Hem tuğla üretiminde, hem de duvar örmekte yetenekli olan işçilerin sayısını artıracağız. Başka bir gecikme olmayacağına dair söz veriyoruz efendim.

Nemrut öne doğru eğilip, suçlayıcı bir ifadeyle proje sorumlusuna, “Bu işin ucunda yaşamını kaybetmek olsa da buna söz verebilir misin?” diye sordu.

Bu tehditi işiten proje sorumlusu bir an durdu ve cevap vermeden önce boğazını temizledi. Evet anlamında başını salladı ama ne dediği pek de anlaşılmıyordu.

Nemrut ne dediğini anlamaya çalışarak adama baktı. Adam kralın söylediklerinden ürkmüştü ve cevabını iki kez tekrarladı. Nemrut, “Açık konuş be adam!” diye bağırdı.

Adam bir kez daha cevap vermeye çalıştı ama sözleri bu kez daha da anlaşılmazdı. Kral başmimara döndü ve “Ne demeye çalışıyor? Sen ne diyorsun proje gecikmeden bitecek mi?” diye sordu.

Başmimar evet anlamında kafasını salladı ve ağzından kralın anlamadığı kelimeler çıkıyordu.
Kral olan biten karşısında donup kalmış olan astrologa “Neler oluyor burada?” diye sordu ama adam soruyu hiç anlamamış gibi yüzüne bakıp duruyordu.

Adamların her biri bağırıp, çağırıp bir şeyler söylüyordu ama görünüşe bakılırsa hiçbiri birbirini anlamıyordu. Bu çılgınlık kule inşaatından büyük bir ses gelmesine kadar devam etti.

İri yapısına rağmen proje sorumlusu, ne olduğunu öğrenmek için büyük bir hızla o tarafa doğru koşmaya başladı.
Nemrut ve diğerleri de onu izlediler ve inşaat alanına vardıklarında bir palet dolusu tuğlanın iplerden kurtulup, kuleden aşağı düştüğünü ve iki işçinin de tuğla dolu paletin altında kaldığını gördüler. Adamlardan birisi hemen oracıkta ölmüştü diğeri ise hâlâ yaşıyordu ama bacakları paletin altında kalmıştı. Acı içinde paleti kaldırıp kendisini kurtarmaları için diğer işçilere yalvarıyordu.

Kral duvarcılardan birinin “Ne oldu? diye sorduğunu ve yaralı adamın verdiği cevabı anlamaktan dolayı rahatlamıştı.
Ama proje sorumlusu hiçbir şey anlamıyor gibiydi, yüzünde bir panik ifadesiyle her tarafa dağılmış olan tuğlaların yanındaki işçilere bağırıp duruyordu.

Nemrut birçok işçinin de anlaşılmaz bir şekilde konuştuğunu fark etti. Kendisi ancak birkaçını anlayabiliyordu ama diğerleri kralın daha önce hiç işitmediği şeyler söylüyorlardı. Yaşadıkları bu karmaşa bu süreci yavaşlatsa da, işçiler sonunda yaralı adamı tuğlaların altından çıkarıp, yarasını sarmayı başarmışlardı.
Akşama doğru durum daha da kötüleşti. Ninovalılar Asurlular la anlaşabiliyor ama Babilliler le anlaşamıyorlardı ve bu gruplardan hiçbiri Akadlılar’ı anlamıyordu.

Güneşin batışıyla birlikte Nemrut ümitsiz ve yorgun bir şekilde sarayına döndü. Daha önce iş planlanan zamana göre gitmiyorsa da, en azından düzenli bir şekilde ilerliyordu, şimdi ise her şey tam bir karmaşa halini almıştı. Ertesi gün kral yaşlı astrologları bir araya topladı. En azından yaşlı adamların onunla açık konuşacağını ve bu garip dillerin konuşulması olayına, göksel bedenlerin olağandışı sıralanmasının neden olup olmadığını söylebileceklerini düşündü. Son birkaç gün boyunca astrologlar yıldızları izlemiş ve Manduka sunular sunmuşlardı. Ama yaşlı adamların da bu durum için bir açıklaması ya da aniden karışan bu dillerin eski haline döndürülmesi konusunda bir çareleri yoktu.

Nemrut acılıkla dolu bir şekilde, harika kulesinin asla gökyüzüne erişemeyeceğini anladı. Sonunda korktuğu başına gelmiş, insanlar Babil medeniyetinin merkezi olarak ilan ettiği yerden ayrılarak, bu yeni dillere göre oymaklara ayrılıp, oraya buraya dağılmaya başlamışlardı.

Bir önceki yazım: YÜKSELEN BURÇLAR GEZEGENLERİ




İsim: *

Mail: *

14 + 3 = ? (İşleminin Sonucu)