ASTROLOJİ SEKİZİNCİ EV

icerikSEKİZİNCİ EV

Akrep Mars, Pluto

Kapsamı: İnsan bilincinde evrensel olarak var olan içgüdüsel davranış belirleyicileri:

1. Cinsel bir yaşam bağı oluşturmak için içgüdüsel arzu; çiftleşme, üreme içgüdüsü.

2. İnsanın kendi fiziksel ölümlüğünün içgüdüsel farkındalığı; ölümle başa çıkma yolumuz.

3. Gerçeğin görülemez, anlaşılamaz boyutunu sezme; ölümden sonra hayat, “okült”.

Başarılı Uygulama: Sağlıklı, spontan, akıcı cinsellik. Ölümü kabullenmek ve bu gerçeği günlük yaşamla kaynaştırmak. Bilincin ölümsüzlüğünü sezmek.

Başarısız Uygulama: Cinselliğin bloke edilmesi veya cinselliğe saplantı. Ölçüsüz bir ölüm korkusu; ölümü inkar etmek. “Dini”, “okült” ve “mistik” duyguları katı bir şekilde reddetmek.

Seks, ölüm ve okült. İlginç bir karışım. Niçin birbiriyle alakasız görünen bu üç kavram bir evde birleşmişler? Aralarındaki ortak payda nedir?

Her birinde insan yaşamının temel verilerinden biriyle karşılaşıyoruz. Evrensel olarak hissedilen ve yoğun, yıkıcı duygusal enerjileri bilince salıveren ihtiyaçlar ve konular kümesiyle karşılaşıyoruz. Her birinde içgüdüyle karşılaşıyoruz.

En yakın arkadışımız Patagonya’ya çalışmaya gideceğini söylüyor. Ne hissederiz? Elbette üzülürüz. Ama destekleriz ve ilişkinin değerli olduğunu hissederiz. Aym sözleri sevgilimiz veya eşimiz söylese nasıl hissederiz? Çok etkileniriz. Dağılırız. Öfkeleniriz. Reddedilmiş hissederiz.

İki durum arasındaki fark yedinci ev ile sekizinci ev arasındaki farktır. Yedinci ev ilişkilerdeki ihtiyaçlarımızı anlamak için önemli olmakla birlikte, sekizinci ev cinsel bir bağa özgü eşsiz güdüsel duygularla karşılaştığımız yerdir. Ve bu duygular karakterimizin normal dengesini yıkarak, üzerimizden sel gibi akarlar.

Bir kere uyarılınca durdurulamazlar. Egoyla içgüdüyü ayıran barajın kapakları açılmış olur.

Aym şeyleri ölümle karşılaşmamız konusunda da söyleyebiliriz. Ego bir kere daha kontrol edilemez ve anlaşılamaz duygularla karşılaşır. Bir kere daha ezilir. Kardeşimiz beklenmedik bir şekilde ölür. Doktorumuz tedavi edilemez bir hastalığa yakalandığımızı söyler. Çocuğumuz sarhoş bir sürücü tarafından öldürülür. Bu durumda kişilik dağılır. İçgüdüsel bir tepki içinde kaybolur.

Ölüm konusunu akademik olmayan bir ortamda açarsamz, kısa süre içinde bir başka içgüdüyle karşılaşırsınız. Kendinizi ölümden soma yaşamı tartışırken bulursunuz. Bir çok araştırmaya göre, çoğumuz bilinç-liliğin mezardan soma bir biçimde devam ettiğine inamyoruz. Buz Çağı Neanderthalları ölülerini, bir somaki dünyaya götürmeleri için, yiyecek ve silahlarla gömüyorlardı. Ve o günden bu yana her kültür, her ritüel ve her din sadece bedenimizin öldüğü inancı etrafında dönmektedir.

Bu inancın geçerliliğini tartışmak bu kitabın kapsamı dışında kalıyor. Önemli olan ölümden sonra yaşam inancının insan zihninin evrensel bir içeriği olduğunu bilmektir. Ne zaman, nerede ne yöne baksak onu buluruz. Bu herkesin bu düşünceyi kabullendiği veya yaşamı sürdürmeyi seçtiği anlamına gelmiyor, ama yine de hayatta kalma içgüdüsünden güvenle söz edebiliriz. Aym şekilde ölümden soma yaşam ve çoğu diğer “okült” konularda da durum benzerdir. Onlara inanç, insan zihninde spontan ve organik bir biçimde belirir.

Bir hayalet görün. Önceki yaşamdan bir kesiti hatırlayın. Arkadaşınızın kalbi durmadan bir dakika önce yüzünden geçen huzur dalgasını gözleyin. Rüzgarlı bir gecede yalnız başınıza mezarlığın yarımdan geçin. Bu deneyimlerin hepsi zihni duyguyla doldurur. Her biri kişiliğin olağan sınırları dışında birşeyi temsil eder. Her biri içgüdüyle bir karşılaşmadır.

İnsamn yakasım bırakmayan, patlayıcı bir alan. Buradan nasıl başarıyla geçebiliriz?

Sekizinci evden başarılı bir geçiş kişiliğin ötesinde beliren duyguların gerçekliğini kabullenebilmekten geçer. Buna mantıkdışı duyguları kabullenmek de diyebiliriz. Dünyayı alıştığımız biçimde algılamamızı bozan duygular. Kendimizi tanımlamamızı indirgeyen ve bizi kontrolü kaybetme duygusuyla ürküten duygular. Tüm bunlar sadece bu duygulara göre davranacağımız anlamına gelmiyor. Ancak bunları taramamız ve deneyimlememiz gerekiyor. Bu içgüdüsel duyguları tanıma yoluyla sadece akıl sayesinde algılayamayacağımız bilgilere sahip olabiliriz. Zihnin yapısmda gizli olan “okült güce” kendimizi bırakmasını öğrenebiliriz.

Dördüncü ev gibi, sekizinci ev de egonun daha geniş bir çerçevedeki bilince bakabileceği penceredir. Ancak ikisi arasmda farklar vardır. Dördüncü ev çok kişiseldir. Sekizinci evde, biz daha açık, cesur ve güven doluyuzdur. Kişisel dünyamızın ötesine gitme olanağımız vardır. Evrensel birşeyi içimize alma şansımız vardır.

Nasıl? Kendinizi cinsel güce bırakın. Her düzeyde fiziksel, duygusal, kişisel, ruhsal birleşme sürecinin büyüsünü hissedin. Ölümü kabullenin. Onunla kaynaşın. Onu hazmedin. Ondan saklanacağınıza, ondan öğrenin. Ölüm size ne öğretir? İşinize, ilişkilerinize, değerlerinize bakın. 110 yaşınıza geldiğinizde onları nasıl göreceksiniz? İçinizde ölümsüz bir şeyi bulmaya çalışın. “Ruhunuzu” hissetmeye çalışm. Mantıktan kurtulun. Görüşlerinizin doğru olduğundan emin bir şekilde yargılamaktan vazgeçin. İçinizde çok eski, bastırılamaz, söndürülemez bir şey var mı?

Tüm bunları yapın ve sekizinci evden başarıyla geçin. Oradaki burçlar ve gezegenler size yol gösterirler ve sizi uyarırlar. Ama geçişi yapacak olan sizsiniz.

Başarısız olursanız, aym içgüdüler sizi yakalarlar. Sizi kırıcı, öfkeli ve huysuz yaparlar. Mükemmel bir eşiniz veya milyonlarca sevgiliniz olabilir. Ama yine de doyumsuzsunuzdur. Güçlü, sağlıklı bir bedeniniz olabilir. Yine de ona korkunç birşeyler olacağından eminsinizdir. Çok yaratıcı ve çalışkan olabilirsiniz. Ve yine de ölümün kaçınılmazlığı ile boş, amaçsız ve önemsiz bir hayat sürdürüyorsunuzdur.




İsim: *

Mail: *

12 + 3 = ? (İşleminin Sonucu)